hani yemekhanelerde bi koku vardır; su buharıyla karışık yemek kokusu.. hani bir sürü masa aynı bezle tek sefer silinince hafif bi deterjan kokusu da karışır buna.. sıcaktır.. yemek kokuları ortaya karışıktır.. alışana dek zorlar sizi hani hepsi bi arada..
çocukluğunuza dönersiniz; yuvadan başlar yaz okulundan geçer, lise kantinine el eder, üniversitede çatalla portakal soyduğunuz günleri hatırlayarak gülümser ve öğrenci evlerine topladığınız çatal kaşık takımları düşünürsünüz hani.. bıçak kullanmak yasak olduğu için takımların eksik kaldığını da tabii..
hani bi kokudan yola çıkar, 30 yaşına geri dönersiniz bi anda.. rüyalar uzun sanırsınız ama saniyeler sürer..
tam yedi senedir evde un helvası yapılmasını istemiyorsunuzdur.. pişirilme aşamasında orada olmazsınız en azından; ve asla yemezsiniz.. 2000 senesinde dedenizi kaybettiğinizde karşı komşunun telaşımız arasında; düşünceli olmasının yanısıra bol tereyağlı un helvası yardımını hatırlar; olsun en azından mezun olduğumu gördü dedem dersiniz.. helvaya saydırırsınız onun suçu neyse.. komşuya saydırırsınız bi de arkasından.. rahmetli babaannenizi bakkal amca türküsüyle kızdırdığınızı buruk gülümsemeyle yad edersiniz.. un helvasıdır alt tarafı ama yaşam turu gibi gelir bazen kaldıramazsınız..
bi krem sürer biri; hoop uludağdasınız annenizin koynunda; çok sıcak, uyku yok ama cin gibi bakışlar karanlıkta kaybolmakta maalesef.. gören de yok, sabah olsa da arkadaşlarla oynasam gene karda; onlar yan odadalar üçü bir arada; haksızlık bu, benim daha kardeşim yok o zamanlar.. şevket, efe, ben ve tuğçe (yaş sırasına göre) tuğçe evlendi.. annem de kremini değiştirdi zaten çok oldu..
limonata kokusu, bisküvi, yaz okulu.. yemekhane.. bak nereden çıktım nereye geldim gene.. başa dönerek geçiyor ömrüm.. tebko yaz okulu, burhan felek'te yüzme kursu.. kırmızı, beyaz, yeşil enine çizgili yüzücü mayom vardı.. güzel yüzerdim, yıllarca yüzdüm, bırakmasaydım keşke.. gene o su buharı burnumda, aynı karışık yemek kokusu..
johnson&johnson ocean kolonyanın kokusunu ne zaman duysam, tiyatro sahnesinin kulisindeyim anında.. ebru başta olmak üzere herkes orada.. canım ebru; geçen hafta evlendi o da; odadan salonu arar babannesinden çay bisküvi falan isterdik çocukluk işte, ne ayıp ama zaten o evde düzen öyleydi, iş yapamazdık; istemesen de şartlar seni bu tembelliğe iterdi.. hizmet için yaratılmış eski kadınlar.. neyse.. tiyatronun ne kadar temizlense de toz kokan kulisinde, provalarda daha kostümler dikilmediği için giydiğimiz eşofmanlarla, fısır fısır gülüşürkenki halimiz.. küçüktük sene 1997 gibi.. koku hafızası fena şeymiş, iç yakarmış ben bugün bunu gördüm :)
-------------------------------
ben tek parfüm kullananlardan değilim; gene de parfümümden tanırlar.. tek parfümle kendimi, ruh halimi ifade edemem.. ortamda başkasının kullandığı parfümü kullanmam asla; askıya alırım bir süreliğine..
aynı kıyafeti giymiş olmaktan beterdir, aynı kokmak..
koku kişiye özeldir, içine çekilesi, gözleri kapayasıdır. kişiyi tanıtır, başını döndürür, kaybetmekten korkutur adamı.. öyle 4 harfli bir kelime değildir sadece, koku özgeçmişindir, kimlik numaran, parmak izindir.. yokluğunda özlenendir.. koku, sen yokken avutandır, çıkmasın diye yıkanmayandır.. burnunda tütendir.. şehvet yaratan, şefkat yaratan, şüphe uyandıran, gözlerini dolduran, uykunu kaçıran, iç çektiren, huzur veren, huzursuz eden, acıktıran, doyuran, hayal kurdurandır koku.. ve bazen hayat kurtaran..
zynp